Düşünceler 111

Ağustos ayının ilk haftası, nemli bir Rize gecesi… sahur vakti…

Gökte dolunay ve durmadan öten Ağustos böcekleri… Gel de yazma arkadaş!

Şu sıralar, memleketimde en sevdiğim ayları yaşıyorum.

Yaz ayının en tatlı hali, son bahara göz kırpan Ağustos…

Bir de Ramazan ayı olunca daha bir hoş oluyor elbette.

Şuan sahur vakti, yatmadan önce pencereden bakmam, tüm bunlara neden olan…

“Çok arayacaksın” dedikleri bunlar olsa gerek: İnsanına hiç benzemeyen gecenin sakinliği, huzur kokan etraf, sabah olunca bir farklı cıvıldayan kuşlar, evimin yakınında akan ırmağın sesi, hiç sevmesem de; gece uyumamıza engel olan çay yüklü kamyonların çay fabrikası yolundaki sesleri, ben bunları yazarken içeriden gelen horlama sesi, şuan üzerinde yazmakta olduğum çalışma masam, birazdan yağmaya niyetli olan yağmur ve sonrasında ki toprağın kokusu vs.vs.vs… iyice uzadı.

Arayacağım tüm bunları, aramaya başladım bile.

Şimdi arayıp da bulabiliyorum, ama ilerisi için kesin bir şey söyleyemem.

Lâkin babam ve diğer büyüklerim diyor esirgemeden, “çok arayacaksın” diye.

Aslında duygusala bağlamayı sevmiyorum.

Ama ne yapacaksın, hayatın bir parçası işte da!

Bir yandan da yazarken düşünüyorum “nasıl duygusal olmayasın?”

Duygusal olmak “aramak” ‘tır aslında bana göre.

Ne zaman bir şeyleri arasan duygusala bağlamışsın demektir.

Şimdi de düşünüyorum ki…

“Nasıl aramayasın?”

Aramak “kaybetmek” ‘tir aslında bana göre.

Ne zaman bir şeyleri kaybetsen aramaya başlarsın.

Bunları okurken siz de düşünmüyor değilsiniz elbette…

Değer bilip, kaybetmemek gerektiğini.

Kaybettikten sonra aramamak gerektiğini.

Bulsan da, eski değerinde olmayacağını.

Ve en sonunda da duygusala bağlamanın hiçbir şeyi geri getirmeyeceğini, düşünmüyor değilsiniz elbette.

Neyse, sabah ezanı okuyor şuan.

Gerçeği yaşamakta ve değerlerin şimdiden farkında olmakta ve bilmekte fayda var.

Her zamanki gibi çok şey anlatmak istemedim, siz çok şey anlamak istemedikten sonra.

Her şey o kadar bir birinin aynısı ki…

Saygı, sevgi ve selamet ile.

Orhan.

Reklamlar

Düşünceler 101

Oturup bir şeyler yazmama, bir şeylerin neden olması gerekiyordu.

Oldu da.

Yok öyle önemli bir şey gelmesin aklınıza neden olan.

Altı üstü; kendime yaptığım ve şuan yudumladığım Türk Kahvesi neden oldu.

Gerçi onu gecenin saat ikisinde içmemin de bir nedeni var ya…

Uyanık olmak, uyumamak için.

Uyanık olmam gerektiğinin nedenini sormayın işte.

He ne diyecektim ben, neden söyledim bunları…

Şu an oturup Dünya’nın derdiğini neden düşündüğüm hakkında en ufak bir fikrim yok.

Ama düşündük bir kere Dünya’nın derdini.

Ne garip. Az önce kahvemi içerken kafamdan geçen düşünceleri şuan yazmaya sıra geldiğinde yazamazken hemde.

O değil de arka fonumda öyle de güzel söylüyor ki Müzeyyen Senar “ömrümüzün son demi” diye. Birden söyletiveriyor şeytana ” neden içmeye kahve buldun ki ” diye.

Gene konuya bağlayamadık ya işi hadi hayırlısı…

Bu final haftasında ne güzel dersime çalışırkene neden böyle bir ara verdiğimi bilmiyorum vallahi.

Ama madem başladık,kıralım üç beş cümlenin belini, çözelim iki dakika da Dünya’nın derdini…

Dünya dedim de aklıma geldi.

Geçenlerde haberleri internette okurkene; yetmişinci yaşını kutlamaya hazırlanan Stephen Hawking’in bir düşüncesi takıldı aklıma.

Adam diyor ki ; ”insanlığın 100-200 yıl içinde yok olmanın eşiğine geleceğini, bu süre zarfında mutlaka uzayda başka yere taşınmanın yollarını bulması gerektiğini,aksi halde, insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak” diyor.

Savaşların, kaynaklardaki hızlı azalmanın ve artan nüfusun insan ırkını yokolmanın eşiğine getirdiğini belirtiyor.

Hawking, “insanlık tüm yumurtalarını aynı sepete, yani aynı gezegene koymamalı” diyerek, yeni alternatifler aranması, bir an önce plan ve hazırlıklar için devletlerin tartışmaya başlaması gerektiğini savunuyor.

Elbet bunu bir sürü bilimsel verilere dayanarak diyor.Adam Dünya’da sayılı bilim adamlarından biri.Zaten tanımayanınız da yoktur.Stephen Hawking bu yazıma konuk olmayacak kadar büyük,lafını yapamayacağım kadar haddime değil belkide bazılarına göre.Ama bilim konusunda.

Ama…

Madem Dünya 100-200 yıl sonra yaşanmayacak bir yer olacaksa neden ne yapmamız veya yapmamamız gereken şeyleri söylemek yerine başka bir gezenene göç yapmamız söz konusu oluyor.

Evet adam bunu söylüyor hem de çok ciddi.

Buradan uzayda başka bir gezene yerleşmek ne çok şey gerektiren bir şey değil mi ama. ( Bence bir hayal ürünü olsa da. )

Ben de diyorum ki.

“Ya benim daha iyi bir fikrim var.”

“Başka bir gezene; o kadar çalışmalar,harcamalar yaparak, kaynaklar harcayacağınıza ve o kadar kafa yoracağınıza; bu emeklerle Dünya’mızı daha yaşanacak hale getirsek olmaz mı?”

Dünya’mızı daha yaşanacak hale getirmek için çalışsak,kafamızı bu yönde kullansak,insanları buna yönelik yönlendirsek olmaz mı?

Dünya’mızın yaşama ömrünü daha uzatmış olmaz mıyız?

Ben böyle düşününce sanki birileri dedi ki; “zaten Dünya’mızı daha iyi yaşanacak hale getirmek için çalışıyoruz,uğraşıyoruz, uğraşanlar var.”

“Ama” dedim ben de …

“Yok etmeye çalışan sayısı daha fazla değil mi be ya” dedim.

Neden bu gezegenden kaçıp göç etmek yerine,yok etmeye çalışan zihniyeti yok etmiyoruz.

İş buraya gelince, bu işin ucu onlara dayanıyor işte.Belki de farkında değiller.Dünyayı yok eden,etmeye çalışan kendileri bence.

Bir sürü israflar,boşa olan kaynak harcamaları,çevreyi yok eden kuruluşlar,projeler vs. bir çok şey.

İsviçre’nin Cern kentinde ki “big bang” muhabbetleri vs.

Diyorum ne gerek var.

Big Bang’i merak etmeden yaşayamıyor musun arkadaşım?

Adam diyor ki “bilim bu merak uyandıran her şeyin bir açıklaması olmalı,açığa kavuşmalı.”

Biz de araştırma demiyoruz ama karıştırma diyoruz.

Neye göre,ne için araştırdığını da sormak gelmiyor değil içimden.

Eminim kutsal kitaplara varana kadar araştırılıyor.

Ama belli bir inanç çerçevesinde değil.

Bikere bu Dünya’dan göç etmekten bahsediliyor yahu.

Aslında adam kıyamet gününden bahsediyor.Ben öyle anlıyorum.

Bu dünyanın bir sonu olacağını çok iyi biliyor bu amcalar.

Ama kıyamet gününde insanlık hayatının ve tüm evrenin,her şeyin yok olacağını atlıyorlar.

Kıyamette her şey sona erecek…Her şey ama her şey.

Bunu benim inandığım kutsal kitap öyle diyor.

Bilmem onların inandığı bir kitap var mı ama.

Belki de kendi yazdıkları kitaba inanır; belki hiçbir şeye inanmaz.

Ama böyle düşündükçe de yaşayamaz nereye göç ederse etsin yaşayamaz.

Tıpkı inanmadan yaşayamayacağı gibi!

———————————————————————————————————————-

Notlar/Açıklamalar:

Bu yazıda yazılanlar tamamiyle benim saf ve özgür fikirlerim,düşüncelerim ve yorumlarımdır.Doğruluğu-yanlışlığı bana göre tartışılamaz!

Yoruma ve düzeltmeye açıktır. Ama beni ve fikrimi değil, benim burada size ulaştırdığım ve yanlış olabilme ihtimali olan bilimsel bir veriyi.